Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

“Kemençenin Ordinaryüsü” PİCOĞLU OSMAN

Daralt
X
  • Süzgeç
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
yeni yazılar

  • “Kemençenin Ordinaryüsü” PİCOĞLU OSMAN

    Kemençenin Ordinaryüsü” PİCOĞLU OSMAN

    Karadeniz’in gelmiş geçmiş en büyük, en ünlü kemençe üstadlarından Picoğlu Osman’ı, ölümünün 63.yıldönümünde (31 Mayıs 1946) bir kere daha minnet ve şükranla anıyoruz.
    Bu haftaki köşemizde, büyük ustanın yaşam öyküsünü, “Kemençenin Ordinaryüsü PİCOĞLU OSMAN”(1) adlı 128 sayfalık kitabımızdan özetleyerek anlatmaya çalışacağız.
    Asıl adı Osman Gökçe olan Picoğlu Osman, 1901 (H. 1316) yılında Görele’nin Daylı köyünde doğdu. Babasının adı Gökçeoğulları (yöresel tabirle Göcular)’dan İsmail, annesininki ise Cındıkoğulları’ndan Esma’dır.
    Osman, 1905 yılında önce annesi Esma hanımı (vebadan), daha sonra da 19l2 yılında babasını (veremden) kaybetti. Yani, 4 yaşında öksüz, 11 yaşında da yetim kaldı.
    Picoğlu’nun yetim kaldıktan sonraki çocukluğu konusunda çelişkili görüşler ileri sürülmüştür.
    Picoğlu, ilk evliliğini İdrisgiller’den İsmail’in kızı Hava Hanımla yaptı. Bu evlilikten beş (ikisi erkek,üçü kız) çocuğu olmuştur. Hava Hanım (d. 1899), yakalandığı tüberkülozdan kurtulamayarak, henüz 33 yaşında iken 1932 yılında hayata veda etmiştir.
    Picoğlu Osman, ikinci evliliğini de, dede tarafından akrabası olan Gülsüm Hanımla yapmış olup, ondan çocuğu olmamıştır. Gülsüm Hanım aynı zamanda kemençe sanatçısı M. Sırrı Öztürk’ün de halasıdır.Dolayısıyli Picoğlu’nun yeğeni olan, bu yüzden de ilk derslerini O’ndan alan, Picoğlu Osman ekolünün bugünkü tek temsilcisi M. Sırrı Öztürk (2), Picoğlu’nun zamanın en büyük kemençe üstadı Karaman Halil Ağa (Kodalak)’ın yanında iki yıl kadar keçi çobanlığı yaptığını, bu sayede de kemençe çalmasını öğrendiğini söylemektedir.
    “Picoğlu” lakabının nasıl doğduğuna ilişkin dört ayrı görüş vardır.
    Sonuçta bu lakabın, “yaramaz, haylaz çocuk” anlamında verildiği açık bir gerçektir. “Yiğit lakabı ile anılır” özdeyişindeki gibi, merhum da lakabını benimsemiş olacak ki, taş plaklarına lakabını da yazdırmış, her parçasını takdim ederken de, ( “Picoğlu Osman tarafından Giresun Karşılaması” gibi…) bu lakabını gururla söylemiştir.(Not: “Kemençenin Ordinaryüsü” tabiri ise, 1991 yılında kaleme aldığımız “Kemençenin Ordinaryüsü PİCOĞLU OSMAN” başlıklı beş sayfalık bir araştırmamızda ilk defa tarafımızdan kullanılmış olup, en az “Picoğlu” lakabı kadar tutmuştur. S.Ç.)
    Ünlü halkbilimci ve derlemeci Sadi Yaver Ataman ise, “***” sözcüğünün kullanılmasının hoş olmayacağını düşünmüş olacak ki, olaya tamamen farklı bir bakış açısıyla yaklaşarak, “Bicoğlu, Bicioğlu” gibi zorlama sıfatlar kullanıyor.
    Picoğlu Osman vatani görevini yapmak üzere 1921’de Trabzon’da silah altına alınır. Muharrem Ulusoy, Picoğlu’nun, çok arzu etmesine rağmen, bacağındaki bir sakatlık yüzünden Kurtuluş Savaşı için cepheye gönderilmediğini, üç yıl süren askerliğini Trabzon’da tamamladığını, bu süre içersinde şanslı günleri de olduğunu, bunlardan birinin okuma yazma öğrenmesi, diğerinin de Atatürk’e kemençe çalması olduğunu vurgulayarak, bu konuda şunları yazıyor:
    “Yıl 1924. Atatürk’ün Trabzon’u ilk ziyaretleri… Belediye Başkanı Ahmet Faik Barutçu, Atatürk’ün Türk Sanat Müziği’ne olan aşırı sevgisini bildiğinden, amatör de olsa küçük bir grubu karşısına çıkarır. Fakat Atatürk bu grubun icrasını pek beğenmez. Başkana dönerek, ‘Trabzon’da başka sanatçıların olup, olmadığını’ sorar.
    A. Faik Barutçu bunun üzerine hemen kışlasından Bicoğlu Osman’ı istetir. Atatürk Bicoğlu’nun yöreye has icrasını alkışlayarak dinler. Akabinde yine başkana dönerek şaka ile karışık tembihler: ‘Bu delikanlıyı iyi saklayın, büyük bir sanat dehası…”
    Picoğlu Osman’ın Trabzon’da kaldığı süre içersinde Halk Musikimize kazandırdığı en ünlü türkülerinden biri de, bir suikasta uğrayan Trabzon İskele Kahyası Yahya Ağa (Karaosmanoğlu) için yaktığı “Trabzon Kahya Havası (ağıt)”dır.
    Picoğlu sadece düğün-derneklerin değil, yayla şenliklerinin de aranan kemençecisi idi.
    Denilebilir ki yayla zamanları Sisdağı, Kadırga, Tamzara gibi yaylalar asla onsuz düşünülemezdi. Nitekim, Türk Halk Musikisi’ne kazandırdığı meşhur “Tamzara” türküsü de, bu vesile ile doğmuştur.
    “Ankara Radyosu Yurttan Sesler Korosu”nun kurucusu ve ilk başkanı olan ünlü halkbilimci ve derlemeci Muzaffer Sarısözen, 1937 yılında Karadeniz türkülerini derlemek üzere yola çıkar ve Görele’ye de uğrar. Sarısözen, çağrılan 20 kadar kemençeciyi dinler, ancak tatmin olmaz. Son olarak Picoğlu aranır, bulunur, huzuruna çıkarılır. Picoğlu’nu pür dikkat dinleyen Sarısözen, nihayet aradığını bulmuştur. “İşte kemençe sanatçısı bu…” diyerek takdirlerini ifade eden Sarısözen, “Siz Göreleliler ve sizin şahsınızda bütün Karadenizliler! Sizler, aranızda bir hazine ile yaşıyorsunuz! Fakat çok garip bir gerçek ki, bu hazineden bihabersiniz (habersizsiniz).
    Ben Anadolu’nun pek çok yerini gezdim… Ama böylesine sanat icra eden bir halk ozanına ilk kez rastlıyorum. Sizler her halde ya kültür denilen medeniyet nimetinden uzaktasınız, ya da kültür meselesine pek aldırmıyorsunuz. Her nasılsa, ben bu hazineyi bırakmayacağım.” der ve Picoğlu’nu Ankara Radyosu’na davet eder.
    O yıllarda karayolunun uygun olmaması nedeniyle, deniz yoluyla önce İnebolu’ya, daha sonra buradan da at sırtında Ankara’ya kadar zahmetli bir yolculuk yapan Picoğlu, Sarısözen tarafından sevinçle karşılanır. Onu yine kendisi gibi ünlü bir derlemeci olan Sadi Yaver Ataman’la tanıştırır. Radyoda programlara çıkan Picoğlu, bir taraftan da plak doldurur. Plakları konusuna ayrıca değineceğiz. Burada ancak üç ay kadar kalabilen Picoğlu, ailesinin özlemine dayanamayarak Görele’ye geri döner.
    Bugün Picoğlu ekolünün tek temsilcisi, kemençenin profesörü, yaşayan efsanesi M. Sırrı Öztürk, eniştesi ve hocası hakkında şunları söylüyor:
    “Picoğlu Osman, orta boylu, etine dolgun ve tombul yüzlüydü. Çok içki içerdi. İçkilerden rakıyı çok severdi. İçki bulamadığı zamanlar acı soğan ve acı biberle nefsini köreltirdi. Bol biberli karalahana kaynatmasına bayılırdı. Şaka yapmaktan çok hoşlanırdı.”
    Picoğlu Osman, kemençede olduğu kadar, atma türküde de ustaydı. Her duruma, her şekle göre rahatça türkü yakardı. Bu sayede de en zor durumlardan paçayı kolayca sıyırmasını bilirdi, tıpkı şu olayda olduğu gibi:
    Bir gün Tirebolu’da Hıdıroğulları’nın düğününe davetlidir. Her ne sebeptense, düğün sahipleri kendisini dövmeye kalkışır. Soğukkanlılığını muhafaza ederek ve düğüne misafir gelmiş Orduluoğulları’ndan bir arkadaşını kastederek;
    “Ocaktaki tencerem,
    Kurudadır kuruda.
    Hıdırlı beni döverse,
    Var Ordulu burada” der.
    Aynı düğünde,Tirebolu’dan şehirden gelen bayan konuklar vardır.Horon halkasındaki kadife giyinmiş yaşı geçkin bir kadına;
    “Horonu tepe tepe
    Horon yerin düz olmaz
    Kadife giyme ile
    Kocakarı kız olmaz” diye laf atınca…
    Bayan, “Uş!...”bu türküyü bana attın diyerek,horonu bırakır.

  • #2
    --->: “Kemençenin Ordinaryüsü” PİCOĞLU OSMAN

    “Kemençenin Ordinaryüsü” PİCOĞLU OSMAN (2)



    Yağlıdere’den Tirebolu’ya sünnet düğününe gelen nişanlı bir kız oyuna kalkınca Picoğlu’na türkü atar:
    “Şu karşıda imeci
    İki koyun, bir keçi
    Unuttum da demedim
    Hoş geldin kemençeci”
    Picoğlu altta kalmaz cevabı anında yapıştırır:
    “Karşıdan gelen vapur
    Vona üstünde dursun
    Beni hoşladın ama
    Nereden tanıyorsun?”
    Atışma bir süre bu şekilde devam etmiş.Tabi,nişanlı genç bir kızın böyle serbest hareket etmesi dedikodulara sebep olmuş, kızın nişanlısı tarafı olaya bayağı tepki göstermiş.
    Yine bir gün Tirebolu’nun Ede köyünde bir düğündedir. Düğünün en coşkulu olduğu geç saatlere doğru jandarmalar gelir, muhtardan ve düğün sahibinden artık dağılmalarını isterler. Picoğlu Osman hariç herkeste bir korku, bir telaş… “İşi bana bırakın, gerisine karışmayın” der. Kıvrak bir hava çalarak, horon oynayanların arasına dalar. Bir taraftan çalıp, dönerken, başlar türküsünü atmaya:
    “Yüksek dağın başında
    Dil veriyor serçeler.
    Ne has horon tepiyor,
    Yaşasın Edeliler!

    Yüksek dağın başında,
    Eğil fidanım eğil.
    Uşak horonu bozman,
    Candarma bişi değil!”
    Tabi, espri dolu bu türkü karşısında yumuşayan jandarmalar düğünü dağıtmaya kıyamazlar ve geri dönerler.
    Adeta alamet-i farikası olan kasketini mecbur kalmadıkça başından hiç çıkarmazdı. Espiye’de bir düğünde çıkan bir kavga esnasında başındaki kasketten olur. Düğün dönüşü yolda başındaki kasketi göremeyenler, akıbetini sorarlar.O da bu soruya:
    “Espiye’nin üstünde ,
    Bulutlar dönüyordu.
    Siz şapka soruyonuz,
    El beni vuruyordu!” diye karşılık verir.
    Atma türküde usta olan Picoğlu, misafir karşılarken;
    “Nevaller olsun bana,
    Yaşım geliyu yaşım.
    Hoş geldin, sefa geldin,
    Hey gidi arkadaşım!

    Safa geldiniz beyler,
    Düğün derneğimize.
    İçelim, eğlenelim,
    Bakalım keyfimize!

    Uzak yerden geldiniz,
    Bunca yolu teptiniz.
    Lakin teşrifinizle,
    Bizi dilşad ettiniz.

    Buyurun baş köşeye,
    El atalım şişeye.
    Kafaları çektikçe,
    Boş verelim her şeye!

    İçelim eğlenelim,
    Coşalım söyleyelim.
    Gelin ve damat beye,
    Saadetler dileyelim.”

    Bahşiş için;
    “Kemençemin beline,
    Kuradayım kurada.
    Bahşişimi verecek,
    Hasan dayım burada” şeklinde türkü atardı.

    Bir düğüne davetli olarak gelen bir kaymakama da;
    “Güneş açtı geliyor,
    Bulutun arasından.
    Bahşişimi verecek,
    Devletin parasından!” şeklinde, espriyle karışık türkü atar

    Yorum


    • #3
      --->: “Kemençenin Ordinaryüsü” PİCOĞLU OSMAN

      "Kemençenin Ordinaryüsü" PİCOĞLU OSMAN (3)


      Gönül almasına bir örneği de Ayhan Yüksel’den aktaralım:
      Bir gün Tirebolu Ortacami köyünden bir düğünden dönerken, birlikte Halkaovalı’ya kadar geldikleri gruptaki kızlara şu türküyü atar:
      "Ağacın tepesinde
      Dil veriyor serçeler.
      Biriniz benim olsun,
      Hey gidi güzelceler!"
      Kafilede bulunan "uslu" bir kadının "oldu mu Osman Efendi, bunlar senin kardeşin" sözü üzerine de şunları söyler:
      "Ey portakal portakal
      Kabuğundan acısın
      Darılmayın sözüme
      Dünya ahret bacımsın"
      Şaka yapmasını çok severdi.Çarpık bir duruma veya muameleye maruz kaldığında, yarı şaka yarı ciddi küfürle karışık cevabı anında yapıştırırdı.
      Yine M. Sırrı Öztürk’ü dinleyelim:
      "Bir gün Tirebolu ağalarından birinin düğününe gitmiştik. Yan yana dizilmiş masaların etrafında 60 kadar davetli var. Tam bir ağa sofrası. Ne ararsanız var, kuş sütü hariç. Picoğlu elinde kemençesi yine her zamanki gibi döktürmekte. Yanında oturmakta olan bir arkadaşı da rakı kadehini ve peşinden de çatalına daldırdığı bir karalahana sarmasını Picoğlu’nun ağzına tıkmaktadır. Eli kemençesi ile meşgul olan Picoğlu’na güya yardımcı olmaktadır. Bir kadeh rakı, bir çatal dolma… Bu hareket üç defa tekrarlanınca, Picoğlu’nun kemençeyi bırakmasıyla, arkadaşının elini yakalaması bir olur ve basar küfürü: "Ula … goduğumun oğlu, senin habu çatalın ucu heç köfteynen, tavuğa batmaz mı?"
      Arkadaşı bir anda neye uğradığını şaşırırken, gök gürlemesini andıran bir kahkaha tufanı ortalığı kasıp kavurur".
      Picoğlu Osman, 78’lik" diye tabir edilen 8 adet Taş Plak (4’ünün Colombia Plak Şirketi’ne ait olduğunu biliyoruz) doldurmuş olup, plağın üzerinde ismi "*** Oğlu Osman" şeklinde yazmaktadır. Bu plaklarda 8 adet türkü ve iki de enstrümantal (kemençeyle Sıksara Horon ve Metelik Kol Bastı) parça vardır. Üçü TRT repertuarında kayıtlı bulunan bu 10 adet parçanın adları şöyledir:
      1) Altını Bozdurayım:
      TRT Repertuar no: 1287, İnceleme Tarihi: 24.05.1977, Yöresi: Giresun, Kaynak Kişi: Bicoğlu Osman, Derleyen: İstanbul Belediye Konservatuarı, Notalayan: Yücel Paşmakçı.
      2) Giresun Üstünde Vapur Bağrıyor:
      TRT Repertuar no: 3389, İnceleme Tarihi: 19.01.1990, Yöresi: Giresun, Kaynak kişi: Osman Bicioğlu, Derleyen: TRT İst. Radyosu THM Müdürlüğü, Notalayan: Tuncer İnan.
      3) Anam Vay Olsun Beni (Doğrusu: "Anamayasun Beni" olacak):
      TRT Repertuar no: 1860, İnceleme Tarihi: 22.2.1978, Yöresi: Trabzon, Kaynak: Bicoğlu Osman, Derleyen: İstanbul Belediye Konservatuarı Arşivinden, Notaya alan: Yücel Paşmakçı.
      4) Trabzon Kahya Havası
      5) Tamzara
      6) Derenin Kıyısında Yılanın Kemikleri (Ören Havası)
      7) Romiko Horon.
      8)Sıksara Horon Havası
      9)Metelik Kol Bastı
      10)Tepeler
      Bu 10 parça ODEON firması tarafından CD’ye kaydedilerek, 16 Nisan 2009 tarihinde piyasaya çıkarılmıştır.
      Bugünkü "Kolbastı" tartışmalarının tarihi canlı belgesi de, Picoğlu Osman’ın sesi ve kemençesinden (Kayıt tarihi:1943) "Metelik Kol Bastı" (Giresun’da Kolbastı için Metelik tabiri de kullanılmaktadır) adıyla bu albümde yer almıştır. Faroz Kolbastı Gençlik ve Spor Derneği Başkanı Muzaffer Ermiş de(*) yaptığı bir basın toplantısıyla, "Kolbastı"nın Faroz’da 1950’li yıllardan beri oynandığını teyid ettiğine göre, "Kolbastı"nın buraya nereden geldiği hiçbir tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde açık ve seçik olarak belli olmaktadır. (* Bkz.internet haberleri.)
      Picoğlu Osman’ın plağa okumadığı ancak TRT repertuarına giren dördüncü türküsünün künyesi de şöyledir:
      Ezgi Adı: Geminin İçineyum, Repertuar no: l8l7, İnceleme Tarihi: 22.2.1978, Yöresi: Giresun, Kaynak Kişi: Bicoğlu Osman, Derleyen: Ankara Devlet Konservatuarı, Notalayan: Muzaffer Sarısözen
      Açıklama: Yaptığımız açıklamalardan da anlaşıldığı üzere merhumun lakabı "Picoğlu" olması gerekirken, Sadi Yaver Ataman’dan dolayı TRT Repertuarındaki üç türküsünden ikisinde adı "Bicoğlu Osman", birinde ise "Osman Bicioğlu" olarak geçiyor.
      Picoğlu Osman’ın Giresun’la ve adıyla özdeşleşen en ünlü türkülerinden biridir "Giresun Üstünde Vapur Bağrıyor" ya da diğer adıyla "Eşref". Piraziz’in köklü ailelerinden Gedikalizadeler’den Eşref Bey’in Hakkı adında biri tarafından vurulması olayını anlatan bu ağıt tarzındaki türkünün kaynak kişisi Picoğlu Osman olup, büyük bir ihtimalle türküyü yakan da O’dur. Picoğlu’nun taş plaktaki sesinden türkünün sözleri şöyledir:

      "GİRESON EŞREF BEY ŞARKISI"
      RT 17818
      (GİRESUN ÜSTÜNDE VAPUR BAĞRIYOR)

      Giresun üstünde vapur bağrıyor,
      Eşref’in yarasını doktor sarıyor,
      Eşref’in annesi yanmış ağlıyor.
      Atma Hakkı atma,pişman olursun,
      Gedikalizadelere anam hasım olursun.
      ***
      Pazarsu dereleri bir ufak dere
      Eşref’i vurdular anam nafile yere
      Nafile nafile o da nafile
      Cenazeni koydular otomofile
      Giresun’da dostum var o da nafile
      Atma Hakkı atma pişman olursun
      Giresun gençlerine anam düşman olursun
      Attığın kurşundan sen utanırsın
      (Yaşa Giresun yaşaaa!...)
      ***
      Camlı Sokak paketini atlayamadım
      Hakkı düşman olmuş anam anlayamadım
      Atma Hakkı atma, pişman olursun,
      Giresun gençlerine anam hasım olursun
      Attığın mermiden sen utanırsın.




      Seyfullah Çiçek

      Yorum

      Lütfen bekleyin...
      X